Orta Doğu’da Hegemonya Mücadelesi, Direniş ve Çatışma Gerçekliği 2025 Yılında da Hükmünü Sürdürdü
“2025 yılı da, Orta Doğu halkları açısından kan, acı ve göz yaşından başka bir şey getirmedi. 2011 yılında başlayan iç savaş sürecinden itibaren başta Suriye halkı olmak üzere dünya halklarına tüm kötülüklerin müsebibi olarak BAAS rejimi gösterildi.”
4 Ocak 2026
Orta Doğu çok uluslu sermayenin çıkarlarının şaşırtıcı değişken ittifaklara yol açtığı bir kaygan ortamdır.
Bu değişken ortamda haksız savaşlara yol açan nedenlerin başında gelen faktör, enerji kaynakları ve hegemonik çıkarlardır. Orta Doğu’ya yıllarca yön vermek, yeraltı yerüstü kaynakların yegane sahibi ve efendisi olmak isteyen emperyalist-kapitalist güçler, bölge gerici devletleri ve petrol şirketleridir. Ne farklı milliyetlerden Orta Doğu halklarının katliam ve sürgünden uzak barış ve huzur içinde yaşaması ne demokratik kaygılar onlar için önemli değildir. Sermayenin sahipleri ve Orta Doğu’nun efendileri için belirleyici olan petro-dolarlardır. Halkları birbirine düşman edenler, birbirine kırdıranlar petro-dolarların sahibi ve bölgenin efendileridir. İyi bilinir ki sermaye, kan, ter ve gözyaşı olmadan var olamaz, yaşayamaz. Bu kan emici güçler egemen olmaya devam ettikçe Orta Doğu’da kaos, kriz, çatışma ve halkların birbirine yönelik düşmanlaştırılması, boğazlaması asla son bulmayacaktır.
2025 yılı da, Orta Doğu halkları açısından kan, acı ve göz yaşından başka bir şey getirmedi. 2011 yılında başlayan iç savaş sürecinden itibaren başta Suriye halkı olmak üzere dünya halklarına tüm kötülüklerin müsebibi olarak BAAS rejimi gösterildi. Bu rejimin devrilmesiyle tüm kötülüklerin son bulacağı, demokrasi ve barışın tesis edileceği algısı güçlü bir şekilde yaratılmaya ve zihinlere servis edilmeye çalışıldı.
Suriye’de 8 Aralık 2024 yılında ABD/AB’nin terör örgütü listesinde yer alan başına on milyon dolar konan cihatçı selefist Colani yönetime getirilerek her şeyin düzeleceği, baskı ve şiddet sarmalının son bulacağı algısı yaratılmaya çalışıldı. Trump tarafından Beyaz Saray’da karşılanarak ağırlanan soykırımcı bir IŞİD liderine, batılı emperyalistlere hizmeti esas alan meşruiyet gömleği giydirildi; yeni bir diktatör Suriye halkının başına bela edildi. Başına ödül konan bir çete başının Suriye yönetimine getirilmesi yaşanacak karanlık günlere dair önemli veriler sunmaktaydı. Eli kanlı bir katilin kravat takarak değişmeyeceği açıktı. Katilden demokrat bir yönetici olamayacağı gerçekliği son bir bir yılda yaşanan başta Alevi, Hıristiyan ve Dürzi halka olmak üzere sayısız katliam pratikleriyle doğrulanmış oldu.
Başta batılı emperyalist ülke yönetimlerinin her türlü desteğini arkasına alarak ve onların bölgesel ve dönemsel çıkarlarına uygun olarak dizayn edilmesiyle soykırımcı tekçi-merkezci bir çete yönetimi kuruldu. Bu gerçeklik gösteriyor ve öğretiyor ki yazılı olan evrensel hukuk ve normları sermaye sahiplerinin elinde ve önünde hükümsüz değersiz ve anlamsızdır. Uluslararası evrensel yasalar diye halkların gözünü boyamaya çalıştıkları sözde normlar, kapitalistlerin azami kâr çıkarlarına göre düzenlenip işlemekte ve yürümektedir.
Aradan geçen bir yıl
BAAS rejiminin devrilmesinin üzerinden bir yıl geçti. Bir yıl içerisinde başta Aleviler, Dürziler ve Hıristiyan halklar HTŞ’nin başı bozuk çetelerince sistematik bir şekilde ağır saldırılara maruz kaldı. Gelenin gideni aratmadığı zulüm günleri daha yıkıcı bir şekilde yaşandı.
Sadece halklara yönelik değil bilim insanlarına, kanaat öncülerine yönelik fiziki saldırılarla birlikte her türlü aşağılama, tehcire zorlama, mal varlıklarına, tarım alanlarına el koyma, yakma şeklinde sistematik bir şiddet politikası sürdürüldü.
Tekçi-merkezci-yönetim halkın kutsallarına, inanç mekanlarına, ibadet merkezlerine, hastahanelere saldırılar düzenlemekten geri durmadı. Kadın ve çocuklara yönelik cinsel şiddet, eğitimin dinselleştirilmesi aralıksız bir şekilde sürdü ve sürmeye devam etti.
Suriye’de azınlıklar ve saldırıların hedefindeki toplumsal kesimler, ne adına geçici denilen HTŞ yönetimine ne onlar adına verilen sözlere güvenmeden kendi öz savunmasını inşa ederek soykırım ve zulümden korunmaya çalıştı.
Suriye üzerinden Türk devletinin ve İsrail Siyonist yönetimin üstünlük kurma rekabeti ve zaman zaman karşı karşıya gelme durumları da eksilmiyor. İki katliamcı ve soykırımcı devlet bir yandan her türlü ekonomik-politik-diplomatik işbirliği yürütürken diğer taraftan bölgenin hakimiyeti üzerinde askeri ve diplomatik rekabetleri sürmektedir.
Rojava modeli
Rojava halklar ve inançlar açısından sadece askeri olarak bir model değildir aynı zamanda ortak yaşam modelidir.
Gerici kapitalist temelde yükselen merkeziyetçi-tekçi burjuva ulus devlet zihniyetinin alaşağı edildiği demokratik-yerel yönetimlerin esas alındığı halkçı bir modelidir. Orta Doğu’da gerici faşist tekçi-merkezci yönetimleri fazlasıyla korkutan bu demokratik model halkların, inançların, kadınların ortak yaşam modelidir. Bu modelin bölge bütününe yayılıp uygulanma korkusu, egemenlerin en büyük korkusudur.
Türk devleti açısından ikinci bir korku ise Kürtlerin bölgede demokratik bir statü sahibi olması ve bu modelin Kürdistan’ın dört parçasına ve bölge bütününe yayılmasıdır. Yıllardır temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan, susturulup, sessizliğe gömülmek istenen Kürtlerin kendi kaderlerini ellerine alarak attıkları adım, tarihsel olduğu kadar bölge halkları açısından umut ve heyecan vericidir. Rojava topraklarından adım adım Alevilere, Dürzilere ve tüm ezilenlere yayılan; birçok inançtan halkın ortak bir toprak parçasında birlikte kardeşçe yan yana omuz omuza demokratik tarzda yaşamasını, Orta Doğu açısından köklü ve umut verici bir gelişim ve değişim adımları olarak okumak gerekir.
Orta Doğu halkları bir yandan yokluk, yoksulluk ve zulüm altında yaşarken diğer taraftan kendi kaderlerini kendi ellerine alma yönünde umut verici adımlar atmakta, direniş ve mücadeleyi sürdürmektedirler.
Öfke ve direnişlerini silahlı-silahsız, demokratik kitlesel protesto gösterileriyle dile getirmekte sokağa ve meydanlara dökülmektedir. Alevi halkının sokaklara dökülen öfkesine en ciddi destek ve dayanışmayı başta sınır bölgesinde yaşayan Alevi halkları olmak üzere Rojava halkları verdi.
Ezilen halklar Suriye’de yüzünü demokratik bir yaşam modeli olan Rojava’ya çevirerek kendi kaderlerini ellerine almaya çalışmaktadır. Ölümün ve zulmün havada dolaşmadığı özgür yaşam arayışı yokluk ve yoksulluğa karşı mücadele arayışıyla birlikte yürüdükçe özgür gelecek hayal olmaktan çıkıp gerçek olacaktır.