Yaklaşan Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı Tehlikesine Karşı Görevlerimiz
“Burjuvazinin yeni bir emperyalist paylaşım savaşına hazırlandığı günümüz koşullarında enternasyonal proletaryanın ve ezilen dünya haklarının devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmekten başka bir çözüm yolu bulunmamaktadır.”
19 Haziran 2026
Açıklama: Bu makale 3 Mayıs 2026 tarihinde Partizan ve Sınıf Teorisi’nin ortaklaşa düzenlediği “Ölümsüzlüğünün 53. yılında Kaypakkaya’yı anarken yaklaşan III. Emperyalist Paylaşım Savaşı ve görevlerimiz” başlıklı sempozyumda Partizan’ın yaptığı sunumdur.
Emperyalizm savaşsız olmaz!
“Yağmur bulutları gibi kapitalizm de savaş taşır.’’
3. Emperyalist Paylaşım Savaş tehlikesi ve tehditlerini anlamak öngörmek için öncelikle kapitalist emperyalist sistem gerçekliğini ve yıkıcılığını iyi anlamak gerekir.
Kapitalizm sadece bir sömürü ve yağma sistemi değildir. Canlı olan ne varsa her şeye saldırma ve yıkma makinesidir. Tehdit etmediği, hegemonya altına almak istemediği canlı diri hiçbir şeyi bırakmaz. Aynı zamanda bir aldatma ve yalan makinası gibi bilinç ve duyguları tutsak eder… “Büyüme, kalkınma, ilerleme” adına ne kadar kulağa hoş gelen cümle varsa kullanan büyük sermaye sahipleri, halkları aldatma üzerinde sahte ve yanılsamalı bir dünya kuruyor. Oysa bilinir ki, her gelişme, içinde karşıtlığını barındırır. Hiçbir olgu karşıtını içinde barındırmadan var olamaz. Büyüme varsa küçülme, kalkınma varsa çökme, ilerleme varsa gerileme de vardır. Büyüyen sermayeleri iken küçülen, işçilerin emekçilerin ekmeği ve yaşama umududur.
Kapitalist emperyalist sistemde, yoksulluk ve sefalet derinleşiyorsa sosyal eşitsizlik ve kötülükler çoğalarak her yanı sarıyorsa, insanlar sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlanıyorsa hastahaneler birer kapitalist işletmeye dönüşmüşse, her türlü zenginliğin yaratıcısı işçi sınıfına ve bir bütün olarak emekçi sınıflara baskı her geçen gün artıyorsa, hakkını ve adaleti arayanlar zorla susturulup zindanlara dolduruluyorsa, sistemin bir çöküş içinde olduğunu görmek, anlamak ve bu kötülüklerin kaynağı olan sisteme karşı örgütlü mücadele etmekten başka bir yol yoktur.
Kapitalist emperyalist sistem insana, emeğe, topluma, doğaya, canlı olana zarar veren yıkıcı ve tahrip edici sistemdir. Geri dönüşü olmayan bir çöküş sistemidir. Kapitalizmin ileri aşaması olan emperyalizm daha çok sömürü, yoksulluk sefalet, doğanın yağma edilmesi ve talanıdır. Daha çok yıkım ve ahlaki çürümedir.
Kapitalist emperyalist sistem vahşi rekabet koşullarından azade bir halde tek başına var olamaz. Var olmak sürekli büyümek yayılmak genişlemek için, sınırsız kuralsız bir eğilimi taşıyan kapitalizm, güçlüler tarafından yutulup yok olmamak için rakiplerini etkisizleştirmek üstünlüğü ele geçirmek için çalışır ve mücadele eder. Savaşmaktan başka bir yola başvurmaz. Çünkü savaş, kapitalist yayılmanın hegemonyanın anahtarıdır. Sömürü ve zulüm sistemi olan kapitalist emperyalist sistem varlığını sürdürdükçe savaşları durdurmak imkansızdır. Çünkü savaş kapitalizmin var oluş zenginleşme gerekçesidir. Kapitalizme emperyalist sistemi dünya üzerinden silmeden, devrimle yok etmeden barıştan bahsetmek ve bunun hayalini kurmak mümkün değildir.
Tarih sahnesine çıktığı 16. yüzyıldan bu yana savaşın olmadığı bir an bile olmamıştır. İşgal, katliam, soykırımın yaşanmadığı dönem olmamıştır. Kapitalist emperyalist sistem, aşamadığı krizi tekellerin çıkarı için ve de rakipleri üzerinde üstünlük sağlamak amacıyla savaş başvurur. “Güvenlik–demokrasi” adına yeni enerji kaynaklarına ve pazarlara ulaşmaya çalışır. Bunun insana doğaya yaşam alanlarına zara verme pahasına savaşa başvurur. Milyonlarca insan evsiz yurtsuz kalarak bilinmezliğe karanlığa ve geleceksizliğe sürüklenir.
Emperyalistler için bahane bitmez!
Savaşın esas nedenleri ne kadar ustaca gizlenmeye çalışılırsa savaşın sürdürülmesi için bahaneler üretmek o kadar profesyonelce olur. “Demokrasi götürmek”, “bölge ve dünya barışını tehdit”, “ülkeyi zalim yöneticilerden kurtarmak” gerekçelerin arkasına sığınmaktan bölge ve dünya halklarını kandırmaktan bir an olsun geri durmazlar. Hiçbir savaş yoktur ki önce kamuoyu hazırlanmasın(!) Hiçbir savaş yoktur ki önce kamuoyu inandırılmadan zemin hazırlanmadan başlasın(!) Dünya ve bölge halklarının beyni ve duyguları tutsak alınmalı ve savaştan başka yolun kalmadığı fikrine inandırılmalıdır ki savaşın gerçek mahiyeti daha az anlaşılsın ve karşı çıkanların sayısı minimalize edilsin.
Emperyalizm kapitalizmin geldiği en ileri aşamadır. Tekelci kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Emperyalizm hegemonya, yayılmacılık gericilik ve savaş demektir. Emperyalizm hegemonyası için kendisine düşman yaratmak zorundadır. Önce kendi ülke kamuoyuna sonra dünya kamuoyuna yarattığı düşmanı “bölge ve dünya huzurunu bozan ciddi bir tehdit ve alt edilmesi gereken bir tehlike” olarak gösterip inandırmak ve ikna etmek zorundadır.
Az sayıda kapitalist-emperyalist ülke, dünyanın büyük çoğunluğunu sömürüp yer altı ve yer üstü kaynaklarını yağmalamaktadır. Mülk sahibi sınıflarla mülksüzler, zenginle fakir, yönetenle-yönetilenler arasında gelir dağılımı uçurumlara varmaktadır. İşsizlik, yoksulluk, geleceksizlik yaşamın bir parçası olurken diğer yandan kapitalist tekellerin kârı artmakta, yeryüzü kaynaklarının büyük bir bölümüne el koymaktadır.
Dünyayı kapitalist sistemin egemen olduğu tek bir kutba çevirdi. Bir yandan işsizlik ve yoksullukla yaşam mücadelesi veren mülksüzler sınıfı diğer yandan dünyanın tüm zenginliklerini ellerinde toplayan mülk sahibi sınıflar vardır. Aynı zamanda bir tarafta dünyaya borç veren bir avuç büyük kapitalist emperyalist ülkeler var, diğer tarafta borç batağında yoklukla kıvranan borçlu olan çoğunluk ülkeler.
Emperyalistler arası ilişkilerde pazar rekabeti aynı zamanda dünyaya hükmetme kavgasıdır. Sömürü, sermaye ihracı pazarlara rakipsiz sahip olma eğilimi ve aşırı kâr hırsı emperyalizmin doğasında vardır. Emperyalizmin doğasında pazar dalaşı kutuplaşma ve savaşın nesnel koşulları vardır. Emperyalistler arası “barış”, “uzlaşma” esas değil, görecelidir. Esas olan pazar dalaşı ve dünyaya hükmetme kavgasıdır.
Savaş bütçeleri artıyor
Başta ABD-Rusya-Çin-AB ülkeleri olmak üzere geçmişten daha fazla bir bütçe askeri harcamalara ayrılıyor. Bir yandan savaş bütçeleri artarken diğer yandan büyük silah üreticileri olan tekellerin kasaları doluyor. Savaş, silah gıda ve ilaç tekellerine kazandırıyor. Savaşın neden ve sonuçları nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın kazanan her daim silah-gıda ve sağlık tekelleri oluyor….
Dünyanın birçok ülkesin de halkın vergileriyle silaha yapılan yatırımlar rekor seviyeye ulaştı. İşsizliğin büyük boyutlara vardığı, açlığın kitlesel bir boyut kazandığı dünyamızda kapitalist emperyalist ülkeler 2025 yılında 2.9 trilyon doları silahlanmaya ayırdılar. Rakam dünya ekonomisinin % 2.5’e denk geliyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün verilerine göre bu rakam 2009’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
2025 yılında silaha yapılan bu yatırımların en büyük payı Avrupa ülkelerine ait. Avrupa ülkeleri 2025 yılında savunma adı altında silahlanmaya 865 milyar dolar harcamış bulunuyorlar. Bu oran 2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşından bu yana sürekli bir artış gösterdi. Yine bu verilere bakıldığında 2025 yılında silahlanmaya en fazla yatırım yapan ülkelerden biri de Almanya. Türk devleti ise 2025 yılında silahlanmaya 30 milyar dolar harcadı.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün raporuna göre 2025 yılında itibarıyla dünya da 12 bin 512 adet nükleer savaş başlıklı silah bulunuyor.
Kapitalist-emperyalist sistem sürdükçe savaş olacaktır
Barıştan yana olmak önemlidir. Ancak emperyalist kapitalist sisteme karşı olunmadan, ona karşı mücadele yükseltilmeden savaşın gerekçelerine yol açan nedenler ortadan kaldırılmadan savaş son bulmayacak dünyanın ezilen emekçi halkların kabul etmedikleri kötü yaşam kaderleri olmaya devam edecektir.
Sorunun kaynağına, nedenlerine inmek, doğru olandır. Dünyanın tüm zenginliklerini yaratan üreten ortaya çıkaran milyarlarca insan sömürülüp aşağılanırken insanca yaşam olanaklarından mahrum bıraktırılarak ezilirken diğer taraftan bir avuç asalak rantiyeci sınıf tüm zenginlikleri ellerinde toplamakta ve biriktirmektedir. Kapitalist-emperyalist tekeller “yeter ve durmak” kavramını tanımamaktadır. Doğası gereği böylesi bir fikre sahip olamaz. Aksi durumda rakipleri tarafından yutulup yok edilir. Bundandır ki, ne sömürüden vazgeçebilir ne de rakiplerini alt etme, üstünlük kurma fikrinden vazgeçebilirler.
Dün ve bugün paylaşılan dünya pazarlarının yeniden paylaşılma mücadelesi ve rekabeti emperyalist savaşların temel nedenidir. Emperyalist güçler arasındaki pazar kavgası hiç bir zaman bitmedi ve bitmeyecektir.
Yeni bir dünya savaşı tehlikesi
Kapitalizmin/emperyalizmin temel yasası eşitsiz ve sıçramalı gelişim yasasıdır. Bu gerçeklik, yeni güç dengeleri ortaya çıkarır. Yeni gelişen güçler ile eskiler arasında rekabet ve üstünlüğü ele geçirme savaşı başlar. Sistemin bu gerçekliği rekabet ve savaşları kaçınılmaz hale getirir.
Kapitalist sistemin ikiz kardeşi krizdir. Kapitalist sistem, süreğen krizi çözememektedir. Ekonomik kriz dalgası önü alınamayacak düzeyde genişlemektedir. Paylaşılmış pazarların yeniden paylaşılması, enerji hammadde kaynakları ve taşıma yollarının ele geçirilip güvence altına alınıp, denetlenmesi mücadelesi derinleşmektedir. Kapitalist emperyalist ülkeler arasındaki rekabet, hegemonya mücadelesi hızından bir şey kaybetmeden sürmektedir.
Emperyalistler arası bloklaşma ve saflaşma, belirgin hale gelmiştir. Bir tarafta ABD, İngiltere, AB ülkeleri diğer tarafta Çin sosyal emperyalizmi ve Rus emperyalizmi durmaktadır. Emperyalist ülkeler, sorunlarını çözmek için savaşa başvurmaktan başka bir yol bulamamaktadır. Her geçen yıl daha fazla silahlanmaya bütçe ayırmakta ve savaşa hazırlanmaktadırlar. Faşist partilerin yönetime gelmesi ırkçılığın giderek tırmanması yabancı ve göçmen düşmanlığının artması sosyal hakların sınırlandırılması savaşa ciddi hazırlık olarak okunmalıdır. Ve bazı Batı Avrupa ülkelerinin askeri siyasi yöneticilerinin savaşa hazır olma söylemleri boşa söylenen sözler olmadığını görmek gerekir. Bugün savaşın baş kışkırtıcısı ve uygulayıcıları ABD ve İngiliz emperyalistleridir.
İran’a saldırı
Uluslararası alanda devletler arası sorunların giderek daha derinleştiği ve daha agresif hal aldığı bölgelerden biri de Orta Doğu’dur. Bu bölge Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının kesiştiği noktada yer alır. Geçmişten günümüze tarihsel olarak önem arz etmiş bir coğrafya olan Orta Doğu, jeo-politik, ekonomik, siyasi ve askeri bakımdan öne çıkan vasıflarını günümüzde de barındırıyor. Nitekim günümüzün hakim ekonomik yapısına gerek duyulan hammadde ve doğal kaynakların önemli bölümü bu bölgededir. Ayrıca bu coğrafya uluslararası alanda önemli stratejik ve politik vasıflara sahiptir.
Yeni bir emperyalist savaş kışkırtıcılığı ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla yeni bir sürece girdi. 28 Şubat’ta başlatılan saldırı bir ayı geçti. Daha savaş bitmeden verilen “zafer” sözleri bir manipülatif olmaktan öteye gitmiyor. Daha uzun süreyi alacak savaş tüm tehdit, şantaj ve yıkım silahlarıyla devam etmektedir. ABD’nin yenilmez, mutlak üstünlük gücü sarsılmakta Trump’ın yaptığı tutarsız açıklamaları yerlerde dolaşmaktadır. ABD emperyalizmi rakipleri karşısında askeri mali gücüne dayanarak yaslanarak, üstünlük sağlamak inisiyatif almak için başlattığı savaşta yalnız kalmıştır. Ne NATO ne AB ülkeleri savaşa dahil olmuştur.
ABD emperyalizmi, teknolojik askeri üstünlüğüne karşı İran rejiminin görece daha ucuz hareketli ve dağınık savunması karşısında darbeler almaktan kurtulamamaktadır. İzlenemez, vurulamaz denilen savaş uçaklarının düşürülmesi kağıttan kaplan olduğunun göstergesi olarak okunmalıdır. ABD körfez ülkelerindeki üslerini koruyamadı. İsrail’in demir kubbesi kevgire döndü. ABD’nin küresel efendisi ve hegemonya gücü olma masalı güçlü sarsıldı. Savaş, yalnızca askeri ve diplomatik boyutlarıyla değil küresel ekonomik etkileriyle dünya gündemindeki ağırlığını koruyor. Dünya ekonomisindeki kırılganlıklar derinleşirken faturayı her zaman olduğu gibi halklar ödemektedir.
ABD ve İsrail, İran’ın su ve enerji alt yapısına, okul ve hastanelerine yönelik saldırılarıyla evrensel savaş hukukunu ayaklar altına almaktadır. İran halkının saldırgan ABD ve İsrail’e karşı tepkisi beklenenden daha olumlu olmuştur. İran rejimini yıkmak isteyen saldırgan ABD’nin birçok eyalet ve şehrinde “Krallara Hayır” sokak gösterileriyle sarsılmaktadır.
Kapitalizmin küresel ölçekte derinleşen krizinin savaşla birlikte daha da derinleştiği görülmektedir. Dünyayı yeniden paylaşım ve yeni bir düzen kurma amacı daha derin krizin yaşanmasını beraberinde getirmektedir. Halklar açlık yokluk ve gözyaşıyla savaşın yıkıcılığını yaşamaktadır. Haksız ve saldırgan savaş halklara “başka bir dünya ve yol mümkündür” gerçekliğini öğretmekte ve göstermektedir.
İdeolojik kölelikten kurtulma
Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları eğer burjuva ideolojisinin etkisinden, yalan üzerine kurulu propaganda gücünden ve köleliğinden kurtulmayı başaramazsa savaşlara, yokluk ve yoksulluklara neden olan kapitalist-emperyalist sisteme karşı mücadele veremez sağlam örgütlülükler yaratamaz.
Kendinde olmaktan çıkıp kendisi olmak kendi kaderini kendi ellerine almak yaşamını ve geleceğini kendisinin belirlemesi için önce ideolojik kölelikten burjuvazinin saldırı ve etkisinden kendisini kurtarmak zorundadır.
İkinci temel görev
Kendi kaderini ellerine almak savaşın gerekçelerini işsizlik ve yoksulluğun nedenlerini ortadan kaldırmak için devrimci bir bilinç kadar güçlü bir örgütlenmeye ihtiyacı vardır.
Kendi kaderimizi yaşam ve geleceğimizi savaşın ve sömürünün yaratıcıları olan sınıfa karşı mücadele etmeyi örgütlenme iradesini ortaya koyabilmeliyiz. “Seyirci-belirlenen” olmaktan çıkıp, belirleyen sözünü söyleyen, eylemini gerçekleştiren özneler olmak zorundayız. “Gerçekler devrimcidir” gerçekleri söylemek kadar eylemin sözünü söylemeye başlarsak yaşamın akışı değişecek dünya yaşanılır hale gelecektir. Mülk sahibi sınıfların mülksüzleştirilmesi bir bütün olarak siyasal iktidar aygıtı paramparça edilmedikçe kimseye huzur ve güvenlikli bir yaşam olmayacaktır.
Emperyalist savaş önlenebilir mi, öncelikli görevimiz nedir?
Sistem, krizini bir kez daha savaşla aşmak istiyor. Rusya’nın Ukrayna işgali sonrasında, İsrail’in Filistin’e yönelik katliam saldırıları ve ardından ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısı; emperyalist kapitalist sistemin haksız savaşlarla, işgallerle, katliamlarla, sömürü ve talanla beslenen yapısının ürünüdür. Bu bölgesel savaş ve işgaller, emperyalistler arası yeni bir paylaşım savaşının hazırlıklarıdır.
Demokratik halk iktidarları ve sosyalizm karşısında sahte bir “zafer” ilan eden kapitalist sistem, gelinen aşamada insanlığı ve gezegeni bir yok oluşa sürüklemektedir. Burjuvazi, kendi suretinde bir dünya yaratmıştır. Dünya çapında sömürü ve gelir eşitsizliği artmış; küresel nüfusun en zengin % 10’u toplam gelirin yarısından fazlasını gasp etmekte ve en yoksul % 50’si çok küçük bir payla yaşamlarını sürdürmek zorunda bırakılmıştır. Dünya genelinde yaklaşık 700 milyon insan günlük 2.15 doların altında gelirle yoksulluk sınırında yaşarken 1.1 milyar kişi yoksulluk sınırının da altında yaşam mücadelesi vermektedir. Burjuvazinin kendi kurumları bile dünya genelinde yaklaşık 673 milyon insanın açlık çektiği, küresel nüfusun % 7.8 ila % 8.8’inin ise açlıkla karşı karşıya olduğunu açıklamaktadır. Dünya çapında 2.2 milyar insan, güvenli içme suyuna erişemezken, nüfus artışı, iklim değişikliği ve kirlilik nedeniyle dünya nüfusunun yaklaşık % 50’si şiddetli su kıtlığı riskiyle karşı karşıyadır.
Emperyalizmin yarı sömürgesi Türk hakim sınıfları ve onların faşist baskı ve zor aygıtı olan TC devleti de bulunduğu coğrafyada yeni bir emperyalist paylaşım savaşına göre kendini örgütlemektedir. Türk hakim sınıfları, emperyalistler arasında derinleşen krizden ve yeni bir paylaşım savaşından kendi sınıf çıkarları adına yararlanmak için hareket etmektedir. Bir yandan batı emperyalizminin askeri örgütü olan NATO’da bölgesel ve kullanışlı bir güç olarak konumlanmakta, diğer yandan Türkiye ve Türkiye Kürdistanı işçi sınıfı ve emekçi halka yönelik saldırganlığını artırmaktadır.
TC devleti başta Orta Doğu olmak üzere coğrafyamızda emperyalizmin kullanışlı bir aparatı olarak hareket etmektedir. Geçmişte Kıbrıs’ta ve yakın tarihte Suriye iç savaşında oynadıkları rolü, bölgesel düzeyde pratikleştirmeyi hedeflemektedirler. Emperyalistler arası paylaşım savaşı olasılığına karşı hazırlanmakta ve bölgesel düzeyde işgal ve ilhak politikalarını hayata geçirmek istemektedirler. Bu amaçla “en büyük ihraç ürünü olan ordu”larını pazarlamaktadırlar. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi, bir yandan batı emperyalizminin yeni işgal ve savaş planlarının tartışılacağı, diğer yandan emperyalizmin yarı-sömürgesi ve kullanışlı bir aparatı olan faşist TC devletinin bölgesel düzeyde işgal ve ilhak savaşları için görevlendirileceği bir toplantı olacaktır.
Meşruiyetlerini emperyalizmden alan Türk hakim sınıfları, emperyalist efendilerine en iyi hizmeti sunabilmek için “iç cepheyi tahkim etme” olarak ifade ettikleri bir politikayı devreye sokmuş durumdadırlar. TC devleti, “dış tehdit” adı altında işçi sınıfına en ağır sömürü ve çalışma koşullarını dayatır, emekçi halkı açlık ve yoksullukla karşı karşıya bırakırken; bu politikaya karşı direnen ve mücadele eden bütün muhalif, devrimci ve komünist hareket, teslim alınmak ve tasfiye edilmek istenmektedir.
Bugünün dünyası artık İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası gibi değildir. Güçlü sosyalist bir kamp yoktur. Ulusal kurtuluş savaşları cılızdır. Sınıf mücadelesi kendi rotasında yürüse de çok güçlü değildir. Kitlelerde sınıf bilinci geridir.
Lenin “Mutlak çaresiz durumlar yoktur” demişti.
Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın tehlikesinin giderek arttığı günümüz dünyasında savaşın çıkmasını imkansız kılacak mücadele güçleri hızla örgütlenirse savaşı önlemek mümkündür. Mao Zedung, 13 Haziran 1950’de kitlelerin siyasi bilinci yükseltilir ve “eğer bütün Komünist Partileri, birliğin mümkün olduğu bütün barış ve demokrasi güçleri ile birleşirlerse ve daima bu güçleri daha da genişletmeyi göz önünde bulundururlarsa, yeni bir dünya savaşı önlenebilir” diyordu.
Komünistler, savaşın tüm yükünün işçilerin ve emekçilerin sırtına yüklendiğini bilirler. Bu bilinçle hareket eden komünistler, emperyalist savaşlara karşı kararlı bir mücadele yürütme göreviyle karşı karşıyadırlar. Savaşı önlemek, önleyemediklerinde ise emperyalist savaşı bir devrimle önlemeye çalışırlar.
Komünistlerin görevlerinden biri de, burjuvazinin savaş hazırlıklarını deşifre ederek, bunu kitlelere göstermesidir. Komünistler burjuvazinin savaşın haklı ve kaçınılmaz olduğu söylemlerini teşhir etmekle görevlidirler.
Komünistler, I. ve II. Emperyalist Savaşın yarattığı yıkımı kitlelere aktarma ve kavratma göreviyle karşı karşıyadırlar.
Burjuvazinin yeni bir emperyalist paylaşım savaşına hazırlandığı günümüz koşullarında enternasyonal proletaryanın ve ezilen dünya haklarının devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmekten başka bir çözüm yolu bulunmamaktadır. Emperyalist paylaşım savaşına ve yükselen faşizm tehlikesine karşı anti-emperyalist, anti-faşist birlik ve cephelerin kurulması, uluslararası komünist hareketin geçmişten çıkardığı derslerle kendisini daha güçlü bir zeminde örgütlemesi zorunluluktur.
Enternasyonal proletaryanın kendi bayrağı vardır ve geçmiş tarihsel tecrübelerden dersler çıkarak kızıl bayrağını yeniden yükseltecektir. Marksizm Leninizm Maoizm bilimi, Yeni Demokratik ve Sosyalist Devrimler, Büyük Proleter Kültür Devrimi deneyimleri, enternasyonal proletaryaya ve ezilen dünya halklarının mücadelesine yol göstermeye devam etmektedir.