İşçi ve Sendika Düşmanı AKP İktidarı!
“Her direniş, her mücadele öğrenilmesi gereken derslerle dolu olduğunu unutmamalıyız. Ki bu sadece kazanımla sonuçlanan direnişlerden olmaz, olumsuz sonuçlanan mücadele pratikleri de derslerle doludur”
29 Ocak 2026
AKP bir yandan kaynakları patronlara akıtmaya devam ederken diğer yandan işçilerin sendikalaşmasına ve örgütlü mücadele yürütmesine karşı saldırılarını sürdürüyor!
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) İşsizlik Sigortası Fonu’na (İSF) ilişkin bir rapor yayımladı. Yayımlanan rapora göre fon kaynakların büyük bir bölümü işsizlere değil, patronlara akıyor!
2016-2025 yılları arasındaki dönemde İSF giderleri içinde işsizlik ödemelerinin payı yüzde 37,4’ten yüzde 31,7’ye gerilerken, doğrudan ve dolaylı yoldan patron teşviklerinin payı yüzde 20,3’ten yüzde 49,2’ye yükseldi. AKP iktidarı son 10 yılda İSF’den işçilere ayrılan payı 5,7 puan azaltırken, sermayeye aktarılan kaynaklar ise 28,9 puan artırıldı.
Özellikle son üç yılda fondan sermayeye aktarılan kaynak, işsizlik ödemelerinin yaklaşık iki katına ulaştı. 2023-2025 döneminde toplam 547,8 milyar TL’lik İSF giderinin 298,1 milyar TL’si patronlara “teşvik ve destek” isimleriyle verilirken, işsizlere verilen tutar 151,1 milyar TL oldu.
Böylece sermaye fon giderlerinden yüzde 54,4 pay alırken, işsizlerin payı yalnızca yüzde 27,6 oldu.
İşsizlik fonundan yararlanabilen işsizlerin oranı da oldukça düşük seviyelerde bulunuyor. TÜİK ve İŞKUR’un Kasım 2025 verilerine göre resmi olarak 3 milyon 98 bin işsiz gözüküyor. 3 milyon 98 bin işsiz olmasına karşın sadece 502 bin 425 kişi işsizlik ödeneği alabiliyor. Yani her 100 işsizden yalnızca 16’sı işsizlik ödeneğinden yararlanabiliyor!
İşsizlik fonu, işsizlerin yararına bir fon olmaktan çıkarak, fiilen bir “patronlara yağma” fonuna dönüştürülmüştür. Her fırsatta “kaynak yok” diye çığıran iktidar, sermayeye sonsuz kaynak aktarımında bulunmaktadır!
İşçilere, emekçilere, emeklilere, işsizlere sürekli krizin faturası yüklenirken, bir avuç kompradorun daha fazla kar elde etmesi için bütün kaynaklar, bütün fırsatlar önlerine seriliyor!
Sendikalaşma oranı gittikçe düşüyor!
DİSK-AR, sendikalaşma ve toplu pazarlık ile ilgili raporunu da yayımladı. Yetersiz ve eksik olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerini ve gerçek saha durumunu analiz ettiği “Sendikalaşma ve Toplu Pazarlık Raporu Ocak 2026” verilerine göre Türkiye’de resmi sendikalaşma oranı yüzde 14,5 olarak açıklanmasına rağmen, kayıt dışı çalışanlar da hesaba katıldığında fiili sendikalaşma oranı yüzde 12,3 seviyesinde bulunuyor.
Resmi verilere göre Ocak 2026 itibarıyla sigortalı olarak çalışan 16 milyon 699 bin 84 işçinin yalnızca 2 milyon 431 bin 790’ı sendikalıdır.
Sendikalıların çoğunu kamu çalışanları oluşturuyor. Özel sektörde sendikalı oranı çok düşük seviyelerde gösteriyor. Yani kamu ve özel sektör arasındaki sendikalaşma oranı arasında adeta bir uçurum bulunuyor desek yanlış olmaz.
Özel sektörde çalışan 15 milyon 757 bin işçinin yalnızca 1 milyon 76 bini sendikalı olarak gözüküyor. Kayıt dışı çalışan işçiler de hesaplamaya dahil edildiğinde, özel sektörde fiili sendikalaşma oranı yüzde 5,9’a kadar düşüyor. Kamu sektöründe ise 1 milyon 602 bin işçinin 1 milyon 210 bini, yani yüzde 75,8’i sendikalıdır.
Dolayısıyla yüzde 14,5’lik sendikalaşma oranı kamu sektörü nedeniyle yüksek görünen bir orandır. Sendikalaşma oranları söz konusu olduğunda asıl bakılması gereken yer özel sektördeki sendikalaşmadır.
AKP iktidarı özel sektörde sendikalaşmayı zorlaştırıyor. Patronların çıkarlarını gözeten rejim, sendikalaşmanın önüne geçmek için her fırsatta sınıf düşmanı politikalar ve yasalar çıkartıyor.
Kadın işçilerin sendikalaşma oranları erkek işçilere kıyasla oldukça düşük durumdadır. Rapora göre kadınlar toplam işçilerin yüzde 34,5’ini oluştururken, kadın sendika üyeleri toplam sendika üyesi işçilerin yalnızca yüzde 24,7’sini oluşturuyor. Türkiye’de resmi verilere göre çalışan 6,4 milyon kadın işçinin yalnızca 601 bini sendikalıdır. Bu da kadın işçilerin sendikalaşma oranının yüzde 9,3’te kaldığını ortaya koyuyor.
Bir diğer önemli husus Toplu İş Sözleşmesinden yararlanabilen işçilerin oldukça düşük olduğudur. Türkiye’de 18,3 milyon özel sektör işçisinin yalnızca 800 bini TİS’ten yararlanabiliyor. Kamu işçileri de dahil edildiğinde, her 10 işçiden yalnızca biri TİS kapsamında bulunuyor. Resmi sendikalaşma oranı yüzde 14,5 olarak açıklanmasına rağmen, işçilerin sadece yüzde 9,6’sı TİS kapsamındadır.
Özel sektörde TİS kapsamı yüzde 4,3 civarındadır. Yani her 100 işçinin yaklaşık 96’sının bu haktan mahrum bırakıldığını görüyoruz.
AKP iktidarı TİS konusunda da işçilerin değil patronların yararına çalışıyor. İşçilerin TİS kapsamına girebilmesi iktidar tarafından zorlaştırılıyor. TİS görüşmesi yapabilmek için öncelikle sendikanın yetki alması gerekiyor. Hem iş kolunda belli bir oranı aşması hem de söz konusu çalışma yerinde çoğunluğu sağlaması şart koşuluyor.
Tabi bunlar olurken işçiler bir yandan işten çıkartılma ile tehdit edilerek sendikalaşmanın ve belli bir sayıya ulaşarak TİS görüşmesi yapılmasının önüne geçiliyor. Devlet ve patronlar işçilere her yandan saldırıyor!
Toplu iş sözleşmesinin, işçiler açısından çok önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor. İşçiler lehine kazanımların yanında bir de işçilerin kolektif ve örgütlü bir mücadele yürütmesini sağlıyor.
İşçilerin tek tek ayrı ayrı haklarına aramaya kalktıklarında genelde olumsuz bir tablo ile sonuçlanıyor. Ama örgütlü ve kolektif bir mücadele işçilerin daha insanca bir maaş, daha insanca bir ortamda çalışması için olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.
Bunun yanı sıra işçilerin sınıf bilincini geliştiren bir noktadır. Her örgütlü mücadele ve kazanım işçilerin sınıf dayanışmasını ve birlikte hareket etmenin önemini daha fazla gün yüzüne çıkarır.
İşte bu nedenle iktidar, sendikalaşmanın ve TİS hakkı kazanmanın önünde sürekli engeller çıkartıyor. İşçilerin yararına, patronların zararına olacak şeylere topyekün saldırmakla beraber en çok da işçilerin örgütlü hareket etmesi ve bilinç kazanması egemenleri korkutuyor.
Türkiye’de iktidarın çeşitli engelleri nedeniyle sendikal haklar sistematik olarak ihlal edilmektedir. Türkiye bir yandan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) tarafından yayımlanan sendikal haklar araştırmasında dünyanın en kötü ülkesi arasında iken aynı şekilde Dünya Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde yer alan Sendikal Haklar Endeksi’nde de Türkiye çalışma ve sendikal haklar açısından 143 ülke içinde 134. sırada yer alıyor. 28 Ekim 2025’te yayımlanan Dünya Adalet Projesi (WJP) Hukuk Devleti (Rule of Law) Endeksi 2025 verilerine göre Türkiye temel hak ve özgürlüklerde en kötü 10 arasında, işçi ve sendika haklarında ise en kötü 8. ülkedir.
Faşist-kapitalist sistemin saldırılarına rağmen işçi direnişleri sürüyor!
Sendikalaşmanın önüne engeller koyan iktidar, işçilere ve emekçilere düşük ücret, güvencesiz ve esnek çalışma koşullarını dayatıyor. Aynı zamanda patronların elini rahatlatarak işçilerin işten atılma sürecini kolaylaştırıyor, hak arama mücadelelerine saldırıyor!
AKP’nin belirlediği asgari ücret sadece asgari ücretlileri değil, bütün işçileri etkilemiştir. Enflasyonun düşük gösterilmesi ve açlık sınırının altında kalan asgari ücret zam oranının az olması sebebiyle patronlar tarafından bütün çalışanlara düşük zam politikası uygulanıyor. Gerçek enflasyon oranının baya bir altında kalan zamlardan sonra insanlar hayat pahalılığı karşısında eziliyor.
Devletin ve patronların saldırısı ne kadar artarsa artsın işçilerin mücadelesi ve direnişi sürüyor, işçiler iktidara ve patronlara boyun eğmiyor!
Smart Solar, Temel Conta, TPI Kompozit, Digel Tekstil ve daha birçok yerde işçilerin direnişleri devam ediyor. Farklı farklı grevlerden ve eylemlerden elde edilen kazanımlar diğer işçilere de umut oluyor.
Bir fabrikadaki işçilerin örgütlü mücadeleyle elde ettikleri kazanım diğer fabrikalarda hakları gasp edilen işçiler için tetikleyici bir unsur oluyor. İşçilerin birlikte hareket etme ve kolektif mücadelesini ön plana çıkaran bu pratikler sınıf bilincinin de doğmasına veya pekişmesine yardımcı oluyor.
Her direniş, her mücadele öğrenilmesi gereken derslerle dolu olduğunu unutmamalıyız. Ki bu sadece kazanımla sonuçlanan direnişlerden olmaz, olumsuz sonuçlanan mücadele pratikleri de derslerle doludur.
İşçilerin, emekçilerin düşük ücretlere, hak gasplarına, güvencesiz ve esnek çalışmaya, devletin kemer sıkma politikalarına, sendikasızlaştırmaya karşı örgütlü mücadeleden başka yolu yoktur. İşte devletin ve patronların da en büyük korkusu budur!