Venezuela, Halep, Rojava… Bu Kış, Çok Sert Geçecek

Venezuela, Halep, Rojava… Bu Kış, Çok Sert Geçecek

“Verilen sözler unutulur. Yapılan sayısız görüşmeler, yürütülen müzakereler sadece defter kayıtlarında yazılı kalır.”

17 Ocak 2026

Sert geçen kıştan daha sert geçen bir dünya ve bölge gerçekliğiyle karşı karşıyayız. İşgal, katliam, darbe, hegemonya ve üstünlük savaşı karşısında yaşanan sessizlik ve tepkisizlik ürkütücü durumdadır.

Toprakların, zenginliklerin yeniden paylaşılıp, hakim olunmaya çalışıldığı dönemde “kutsal” diye bilinen yazılı değerlerin pervasızca ayaklar altına alındığı kötü zamanlar yaşanıyor. Trump’ın Venezuela başkanını haydutça kaçırması, dünyada yaşanan birçok gelişmeyi yeniden değerlendirme ihtiyacı doğurdu. Yazılı ve kayıt altına alınan hiçbir evrensel hukuk, kural ve ilkenin hükmünün kalmadığı daha belirgin ve görünür hale gelmiştir. Güçlü olanın zayıfı ezdiği, istediğini yaptığı, yaptırdığı ve yanlarına kâr kaldığı zamanları yaşıyoruz.

Dünyanın ezilen ve sömürülen halkları parçalı ve birbirinden kopuk, tepki ve isyanları var olan ve acımasızca sürüp devam eden sermayeye dayalı sömürü ve zulüm düzenini değiştiremiyor. Askeri saldırılar, katliamlar, çok yönlü manipülatif saldırılar ve teslim alma operasyonları örgütlü bir şekilde, tek bir merkezden sistematik tarzda sürmektedir.

Trump’ın haydutluğu karşısında Avrupalı ülke yöneticileri başta olmak üzere Rusya, Çin yönetimleri ABD ile karşı karşıya gelmek istemedi. Yaşanan tepkisizlik ve suskunluk göstermektedir ki bir süre daha “baş efendi” ve büyük patronların istedikleri olacak, dedikleri kabul görecektir. Bu durumda Rusya ve Çin emperyalistlerinin ciddi bir güven ve prestij kaybettiğini belirtmekte fayda vardır. Artık olan bitenler, çaresizlik ve çözümsüzlük içinde kanıksanmakta ve hatırı sayılı çoğunluk tarafından şaşırmadan izlenmektedir.

Halklar kendi ülke yöneticilerine, diktatörlerine karşı olduğu kadar aynı zamanda dünyanın patronlarına karşı yükselttikleri tepki ve öfkeyi, bölgesel düzeyde ve çok zaman yaşandığı yerle sınırlı kalmaktadır. Karabağ, Filistin, Şexmeqsûd-Eşrefiye, Rojava halkları zulüm ve ölüm karşısında yalnızlık ve dünyanın sessizliği altında boğulmak istendi.

Dünyanın baş patronları, tüm zenginliklerin sahibi efendiler, bölge gericileriyle birlikte ittifak kurup, söz ve karar birliği yaparak, ölüm ve zulüm altındaki halklara Orta-Çağ dönemini aratmayacak barbarlık yaşatmaktadır. Halklar açlıkla terbiye edildikleri yetmezmiş gibi ölümle korkutularak, kötülüklere rıza göstermeleri istenerek, çaresizlik ve yalnızlık sarmalında köleleştirilmek istenmektedir. Halklar ölümün ve zulmün olmadığı bir yaşam özlemini açlıktan önce düşler oldu.

Türk devlet gerçekliği

Resmi tarihini işgal ve fetih üzerine kuran, “özgürlük-bağımsızlık” hakkını sadece kendi ulusuna ait olarak gören, diğer ulusların, Ermeni, Rum, Kürt, Arapların vb. bağımsızlık ve özgürlükleri için harekete geçtiğinde bunu “ihanet ve sırtından hançerlemek” olarak vaaz eden tarih anlatımı, “yöneten” olmayı sadece Türk ulusuna ait olarak görür. Resmi tarihlerini böyle yazan ve anlatanlar, kendilerini “milleti hâkime”, “efendi ulus” diğer ulusları ise “milleti sadıkâ” ve “tebaa” görenler hukuka saygılı, demokrat olabilirler mi? İnsan haklarından, insanlık değerlerinden bahsetmeye hakları olabilir mi? Ellerini işgal ve katliamdan çekebilir mi? Kan dökmekten, zulüm yaşatmaktan vazgeçer mi?

Türklük ideolojisiyle beslenen, bilinç ve duygu dünyası ırkçılıkla zehirlenip, kibirle kirlenen Türk aydını, yazarı, sanatçısı, gazetecisi, öğrencisi ve solcusu, dürüst bir dünya görüşüne, sağlam bir bakış açısına sahip olabilir mi?  Haklıdan, adaletten, özgürlükten, mazlumlardan yana olabilir mi? İşgale ve katliama karşı elini kaldırıp, öfkesini işgalcilerin suratına haykırabilir mi?

Bir direniş yaşanıyor ve tarih yazılıyor

İşgalciler direnen savaşçılardan daha kalabalık olunca cesaret kazanır. Üç yüz asayiş (savaşçı) gücüne karşı her türlü imha edici ağır silahla ve teknikle donatılmış, 42 bin çete işgal saldırısına katıldı. İşgal saldırısı, bu denli orantısız bir tarzda yaşanıp Eşrefiye, Şexmeqsûd’da işgalle sonlansa da kazanan ölümüne bedel ödeyen direnişçiler olmuştur. Komutan Zeyad ve isimsiz fedailer olmuştur. Kazanan onbinlerce işgalci düşman askeri karşısında direnmeye çalışan mazlum halklar olmuştur.

Şexmeqsûd, Eşrefiye direnişleri göstermekte ve öğretmektedir ki işgalcilere karşı direniş çok yönlü yaratılıp örgütlenmedikçe, başarı ve zafer şansı oldukça zayıf kalmaktadır.

Soykırımcı-işgalci-Kemalist Türk muktedirlerinin Şexmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerini işgalin arkasında olduğunu, “saray gazetecisi” Abdülkadir Selvi köşe yazısında deşifre etmekten çekinmedi. Kıbrıs, Irak, Karabağ, Suriye, Rojava işgallerinde, sayısız halklara karşı gerçekleştirilen soykırımların müsebbibi, namı dört düvele yayılmış yeni Osmanlıcı saray rejimidir. Erdoğan-Hakan Fidan-İ.Kalın-Yaşar Güler çetesi, DAİŞ çapulcularına her türlü askeri-maddi-lojistik desteği sunduğu gibi işgal operasyonunu baştan sona dek tek elden ve tek merkezden yönetilip, koordine edildi.

Nasıl ki zorbalar, işgalciler, soykırımcılar güçlü, etkin, çok yönlü ittifak kurmaktan çekinmeden, halklara ve mazlumlara ölümü ve zulmü reva görüyorlarsa, işgale ve soykırıma maruz kalan halklar, daha sıkı örgütlü ve etkili ittifaklar gerçekleştirerek, imparatorları atından alaşağı edebilir. Mücadele, direniş, isyan sadece işgale uğrayan topraklarda sürdürülmeye çalışılırsa, uzun süreli bir direniş ve karşı koyuş örgütlemek oldukça zahmetli, riskli ve sonuç almakta başarısız olur.

Türk egemenlerinin merkezinde ve sınır bölgelerinde mücadele, direniş, isyan geliştirmedikçe işgale uğrayan halkların ve direnişçilerin başarı elde etme şansı azdır. Halep’in, Şam’ın, Ankara’nın merkezinde, Türkiye ve Suriye sınır bölgelerinde, direniş ve isyan geliştirilmedikçe Şexmeqsûd ve Eşrefiye’de direnişin başarı kazanma şansı zayıf kalır. İşgalcilerin zalim kılıcı mazlumların boynuna inmeden önce karşılanmaya çalışıldıkça, katliam büyük çaplı olmaktan çıkar. Direnişçilere kalkan işgalci elini, Türkiye topraklarında Türkiye halkı sıkı ve güçlü karşılanmaya çalıştıkça, direnişçiler rahat nefes almaya başlar.

İşgalciler çok yönlü kuşatarak saldırıyor

Önce Şexmeqsûd, Eşrefiye mahallelerine çıkan yedi yoldan altısı kapatıldı. Yoğun bir gıda, ilaç, mazot, su ve dışarıdan gelebilecek devrimci destek-dayanışma akışı engellenmeye çalışıldı. Ablukayla halkın yaşam ve direniş damarları sıkılmaya çalışıldı. Bu önce “abluka sonra işgal saldırısı” tarzı, daha önceden Karabağ’da, Filistin’de yapılmıştı. Şimdi Eşrefiye-Şexmeqsûd’un işgalinde de görüldü.

“Halkı direnişçilerden koparmak, suyu kurutup balığı yakalamak” fikrini boşa çıkarmak ancak ve ancak halkı örgütlemek ve direniş fikrine hazırlamaktan geçmektedir.

Özellikle Eşrefiye Mahallesinde iç ihanet örgütlenmeye çalışıldı. MİT, bir kısım Arap kesim içinde yoğun gizli bir istihbarat çalışması yürüterek, gerçekleşecek işgal saldırısının destekçilerini ve provokatörlerini hazırlamaya çalıştı.

Aylar öncesinde ve işgal sürecinde her türlü basın, iletişim ve sosyal medya ağını kullanarak oldukça etkili bir algı operasyonu başlattı. Dezenformasyon, yalan haber yayarak halk içinde umutsuzluk, yılgınlık, panik, güvensizlik ve inançsızlık yaratmaya çalıştılar.

Diplomatik çalışmalarına ve trafiğine fazlasıyla ağırlık vererek, her türlü fırsatı görüşme ve müzakereyi QSD ve Özerk Yönetim’in avantaj elde etmemesi, kazanımlar sağlamaması için çalıştılar. “Güvenlik-Tehdit-Terör ve Terörist” bahanelerini ustaca kullanarak, algı operasyonu tamamlamaya çalıştı.

Dört bir yandan, on binlerce talan ve katliamdan başka bir eğitimi ve terbiyesi olmayan çeteler getirtilip Halep çevresine yerleştirildi. Erdoğan çetesi, her türlü ağır, yıkıcı ve tahrip edici silah, cephane ve teknik donanımı çetelere sağladı.

İşgal saldırısı için gerekli olan ne varsa aylar öncesinde hazırlanıp, düğmeye basılması için beklendi. İsrail ve Geçici Şam Yönetimi’nin Paris Anlaşması işgal startı başladı. ABD-Fransa-İsrail-TC ortak anlaşma, onay verme, rıza gösterme ve işgali bir seçenek olarak görme konusunda anlaştılar. Özellikle Türk muktedirlerin, bu işgal karşısında nasıl tavizler verdiği, efendilerine hangi düzeyde imtiyazlar sağladığı açıkça bilinmese de, bir gerçek olduğu su götürmezdir.

Direnişe hazırlık esas, diplomasi çalışması talidir

Kabul etmek ve iyice bilince çıkarmak gerekir ki işgal-sürgün ve soykırım tehdidi altında olan halkların yegane kurtuluş yolu, örgütlü ve çok yönlü askeri-politik hazırlığı yapılmış bir direniştir. Başka bir kurtuluş ve çözüm yolu yoktur.

Düşmana etkili, kararlı birçok yerde ve anda darbe vuracak direniş ve mücadele örgütlenmedikçe, ağırlığı diplomasi trafiğine ve çalışmasına vererek başarı elde edilemez. Ne Amerika Ne AB ne de adına koalisyon güçleri denilen efendiler ne Rojava halkının ne de herhangi bir mazlum halkın dostu ve ne de gerçek bir müttefikidir.

İçeride halkın güçlü desteği ve sahiplenmesi yaratılmaya ve kazanılmaya çalışıldığı gibi komşu ülke halkları başta olmak üzere enternasyonal dayanışma ve destek sağlanma yoluna gidilerek, işgalcilerin hevesleri kursağında bırakılır.

Askeri-siyasi-diplomasi-teknik çalışmaları birlikte ve koordineli bir şekilde ele alarak arkasına soykırımcı faşist TC devletini alan ve adına Geçici Şam Yönetimi denilen çapul ordusunun işgalci saldırısı, bütün dünya da güçlü ve etkili teşhir edilerek, direnişin güçlü destek adımları atılır. Ve işgal saldırısı geri püskürtülebilir.

Her işgal halkların sınavıdır

Bugün mücadele etmezsek yarın daha sert mücadele etmek zorunda kalacağız. Bugün güçlü etkin ve sonuç alıcı bir başarı elde etmek isteniyorsa önce ideolojik hazırlık ve donanım gereklidir. En az ideolojik hazırlık ve donanım kadar askeri- teknik-örgütlü bir yoğun çalışma ve hazırlık gereklidir. Zamanında ve anda yapılmayan her görev ve yerine getirilmeyen her sorumluluk, ileride daha büyük zaaf ve yetersizliklerin ortaya çıkmasına ve ciddi boşlukların yaşanmasına yol açar.

Her vicdan ve onur sahibi insanın, her iddialı devrimcinin, bir an olsun ertelenemez, ötelenemez görev ve sorumlulukları vardır. Her halk, her insan, her devrimci, zulüm ve işgal karşısında, durduğu yerde ve zamanda yaptıkları ve yapamadıklarıyla sınanır. Kimileri sınavı onuruyla verir. Kimileri tarih ve adalet önünde geri düşer.

Zulmün bu denli pervasızlaştığı zamanlarda kimse şunu deme hakkına sahip olamaz: “Ben ne yapabilirim ki? Benim etki gücüm ne olabilir ki.” Unutmamak gerekir ki her insanın ve her devrimcinin yapabilecekleri yapamayacaklarından katbekat fazladır. Unutmamak gerekir ki “Bir olacağız. Başaracağız!” şiarı birle başlar. Herkes önce “bir” olmayı esas alırsa gerçek anlamda “bir” olup başarı elde edilebilir.

Bugün dünden daha fazla var olan zulüm ve haksızlıklar karşısında herkes bir sınavla karşı karşıyadır. Önce vicdan ve insan olma değerlerimiz sonra tarih ve devrimci adalet karşısında sınanacağız.

Zulme karşı direnme, ezilen ve gadre uğrayan tüm halkların sorunudur. Şexmeqsûd ve Eşrefiye işgali bir kez daha gösterdi ve öğretti ki zalimden dost olmaz. Kurtla pazarlık yaparak mazlumlar kılıç darbelerinden kurtulamaz.  Mazlumların dostu mazlumlardır. Bu fikri güçlü kılacak ise bilinçli ve örgütlü sıkı devrimci çalışmadır.

Bugün Şexmeqsûd, Eşrefiye işgali yarın tüm Rojava’nın işgal adımları atılacaktır. Bu yönlü ciddi veriler, hazırlık ve gelişmeler olduğu bir gerçektir. İttihatçıların takipçileri olan TC diktatörleri ve soykırımcıları Halep’te durmayacaktır. İşgal ve soykırım, katliam saldırılarını Rojava’nın tümüne kadar genişleteceklerdir.

Halkların dostu kimdir?

Halkların dostu ne işgalcilerdir ne sermayenin, petrol-dolarların sahibi ne silah baronların sistemi ve ne de uluslararası güçlerdir. Filistin, Karabağ, Rojava gerçekliği göstermiş ve öğretmiştir ki efendi olan “dış” güçlerden değil, kendi öz gücüne dayanan ve halk olan “dış” güçlerden destek ve dayanışma beklenerek ancak zulmün paslı kılıcından kurtulabilir.

Uluslararası kurumlar kendi yasalarını, insanlık değerlerine ve hukuka göre yazsa da gerçeklikte bu böyle işlemiyor. İlkeler, kurallar ve hukuk, sermayenin hizmetindedir ve onun gücü önünde diz çöker. Bu diz çöküşün, mazlumların zalimlerin önünde olması beklenir ve istenir. Tam teslimiyet-tam tasfiye ve ucuz yaşam, halklara ve devrimcilere dayatılır ve kabulü istenir.

Şexmeqsûd, Eşrefiye işgalinde görüldü ve bir kez daha anlaşıldı ki ne ABD, ne Fransa ne de başka bir batılı devlet, Kürtlerin ne dostu ne de gerçek müttefikidir. Ne de halkları koruyan, insanlık değerlerini savunan ve kollayan bir merkezdir. Sermayenin ve bölge gerici güçlerin stratejik ve dönemsel çıkarları neyi gerektiriyorsa, yasalar ve hukuk ona göre düzenlenir ve dizilir. Ters düştüğünde, Kürtler bir “fazlalık” olarak görülür ve bir kenara atılır. Verilen sözler unutulur. Yapılan sayısız görüşmeler, yürütülen müzakereler sadece defter kayıtlarında yazılı kalır.

“Bölgesel denge” çıkarlarına uygun olarak, Kürtlerin, Türk destekli DAİŞ işgal saldırıları altında ezilmesine göz yumuldu. Kürt gerçekliği ve şimdiye dek yürütülen her türlü diplomatik çalışmalar ve yürütülen görüşmeler, başta sermayenin sonra bölgesel devletlerin çıkarlarına göre dizayn edildi.

Filistin, Karabağ, Şexmeqsûd, Eşrefiye halkının gerçek dostu mazlum halklardır, devrimcilerdir, onur ve vicdan sahibi insanlardır. Bugün Şexmeqsûd, Eşrefiye halkı başta olmak üzere Rojava halkında derin bir öfke, tükenmeyen bir direniş ruhu, birlik ve dayanışma bilinci gelişmektedir. ABD başta olmak üzere adına koalisyon güçleri denilen batılı emperyalist ülke yönetimlerine karşı büyük bir öfke duymaktadır. Kürt halkı daha güçlü birlik ve dayanışma ruhuyla, zorluklara ve ihanete, bir kez daha yüz üstü bırakılmaya karşı karşıya kaldı.

Ne batılı ülkelerin söz ve vaatleri ne İsrail’in iki yüzlü politikaları, Rojava halkının güven ve inanç dünyasını kazanamayacaktır. Rojava halkı dünden daha fazla hüzün ve kırgınlık içinde önlerine ve görevlerine bakarak teslim olmaktansa direniş yolunu seçecektir.